ŞUBAT 2001 EKONOMİK KRİZİ HAKKINDA
Ahmet Faruk Keçeli
22 Şubat 2001’de gecelik faiz yüzde 5000’e tırmandı. Bu tırmanışın görünen nedeni Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’in Başbakan Bülent Ecevit’in Milli Güvenlik Kurulu’nda tartışması idi. Aslında ise, IMF destekli ekonomik programın kırılganlığıydı. Ekonomik programın başında dolar kurulu sabitlenmişti, yanı kırılgandı; krizle beraber ise, dalgalanmaya bırakıldı. Dolar bir günde yüzde 40 devalüe edildi. Bundan önce 1 Aralık 2000’de gecelik faiz yüzde 1700’e fırlamıştı (Alper, 2001).
Bu yazıda 2001 krizini ele alacağım.
Ekonomik kriz konusunda iki yaklaşım mevcuttur: Bunlardan biri, yapısal yaklaşımdır. Bankaların yetersiz sermaye yapısı, spekülatif sermaye hareketleri, yurtdışına sermaye çıkışı gibi verilere bakarlar (Akyürek, 2006). Diğeri ise, yanlış ekonomik yönetim ve yönetişim gibi iradi, politik değişkenlere (Koch vd., 2002). İkisi de doğrudur. Ancak bunları ayırarak analiz etmek gerekir.
İradi, politik değişkenler de genel kabul gören bir hal alırsa, yapısaldır. Siyasete gömülenmiş ekonomi üzerinde etkileri vardır. Diğer sermaye hareketleri ise, ülke içindeki varlıkların değerlerini etkilemektedirler. Bu varlıkların değerleri yabancı döviz kuru üzerinden nasıl yurtdışındaki sermayedarlara satılacağını belirlemektedir. Döviz kuru yüksek olduğunda, varlıklar ucuza gitmekte; döviz kuru düşük olduğunda, yani Türk Lirası değerli olduğunda varlıklar pahalı satılmaktadır.
Siyasi yönetim ise, ülke içi varlıkların değerinin ne kadar olabileceğini belirleyebilmektedir. Doğru yönetimle ülke içi varlıklar değerli olabilmekte, sermayedarları sevindirebilmektedir. Aynı zamanda bu yönetim emeğin de değerini belirlediği için, çalışanların refah düzeyini etkileyebilmektedir.
Ekonomik kriz anlarında, ülke içi varlıkların değerlerinin aşındığına tanık olmaktayız. Kur yükselir, varlıkların değeri düşer. Döviz kuru yükseldiğinden ülke içi emek de ucuz hale gelir.
Spekülatif ortamda yurtiçine sermaye girdiğinde döviz kuru düşmekte, çıkış anında yükselmektedir.
İradi, siyasi etmen konusunda ise şu söylenebilir: “Batı Avrupa’dan Doğu Asya’ya kadar pek çok ülkeden örnekler, devlet müdahaleciliğinin sanayileşme ve iktisadi gelişme için gerekli olduğuna, geçmişte sanayileşmede başarı sağlayan tüm ülkelerde devletin sanayi kesimine ve ileri teknolojilere destek ve ayrıcalıklar sağladığına işaret ediyor.” (Pamuk, 2023: 229). Yalnız bu müdahalelerin başarısı doğru yönetişimle mümkün olabiliyor. Bu yüzden siyasetin müdahalelerde doğru kullanılması önemlidir.
Yukarıdaki iki yaklaşımda farklı ekollerin krize nasıl yaklaştıkları ele alındı. 2001 krizi özelinde bu yaklaşımın etkileri irdelendi. Elbette 2001 Şubat krizini diğer krizlerle karşılaştırmak gerekir. İçinde bulunduğumuz ekonomik krizle en önemli benzerliği döviz kurunun Türk Lirası karşısında değerinin düşük olmasıdır. Ekonomist Erinç Yeldan’ın hesaplaması ile Türk Lirası ABD Doları karşısında yüzde 19,7 daha değerlidir (CNBC-E yayını, 29 Aralık 2024). Ancak diğer ekonomistlerin açıklamasına göre, Türk bankalarının sermaye yeterlilik oranlarında sıkıntı yoktur, daha sağlam oldukları söylenmektedir. Yine de ekonomist Ahmet Akarlı’ya göre bankalar stres testinden geçirilmelidir (CNBC-E yayını).
Ülke ekonomisinin iyi yönetilmesi ise, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zorunlu olarak ekonominin başına Mehmet Şimşek’i getirmesini yarattı. Bu ekonomik yönetimin ne kadar süreceği ise her zaman tartışma konusu oluyor. Yalnız siyasi yönetimin başkaca da alternatifi bulunmuyor gözüküyor. Bu yüzden yurtdışı yatırımcılara olumlu imaj vermek için siyasi otoriteler, Merkez Bankası politikalarına, yani yüksek faiz politikasına pek karışamıyor. Her durumda nas politikalarında vazgeçmiş durumdayız.
Her halükarda, Türk ekonomisinin krize dayanıklılığı karşısında mali sorunları bulunmaktadır. Yoksa tarım ve sanayi sektörleri dayanıklıklarını sürdürebilmektedirler. Türk ekonomisinin kayıt dışı ekonomik durumu gözönüne alındığında bu dayanıklılık durumu anlaşılır gözükmektedir.




















