
MEHMET KUMCAĞIZ
SAMSUN HZF GLOBAL MEDYA – Trafik güvenliğini sağlamak için kullanılan radar sistemleri, doğru planlandığında ve şeffaf uygulandığında caydırıcılık işlevi görerek toplum yararına hizmet eder. Ancak son dönemde özellikle Samsun özelinde yaşanan uygulama biçimi, bu amacın dışına çıkıldığına dair ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Samsun’da, vatandaşların hız sınırlarını öğrenme imkanının bile olmadığı birçok yolda hız limitleri aniden düşürülmekte, uyarı tabelaları yerleştirilmeden hız kontrolleri yapılmaktadır. Bu durum, radar uygulamalarının bir kamu güvenliği aracından ziyade, ceza kesme mekanizmasına dönüştüğü yönünde toplumsal bir algı yaratmaktadır.
Hız limitlerinin aniden 110 km/s’den 50’ye hatta 30’a düştüğü güzergahlarda, denetimin değil cezalandırmanın hedef alındığı kanaati yaygınlaşmıştır.

Ekonomik Zorluklar İçinde Sıkışan Vatandaş, Radar Kıskacında
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz ve artan hayat pahalılığı, vatandaşın gündelik yaşamını her açıdan zorlaştırmaktadır.
Tatil döneminde memleketine gitmek isteyen ya da günlük zorunlu ihtiyaçları için trafiğe çıkan bireyler, hız sınırı tabelası dahi bulunmayan bölgelerde radara yakalanmakta ve ciddi para cezalarına maruz kalmaktadır. Oysa bir kamu politikası, cezalandırma değil önleyici ve bilgilendirici olmalıdır.

Samsun’da radar uygulamaları trafik kullanıcılarını savunmasız bırakmaktadır. Her ay yüzlerce yeni aracın trafiğe katıldığı bu şehirde, altyapı kapasitesinin yetersiz kalması bir yana, çift şeritli yolların da artan yoğunluğa çözüm üretemediği görülmektedir. Üstüne üstlük, trafiği rahatlatmak adına trafik lambalarının bekleme sürelerinin uzatılması, sorunun çözümünü değil, yalnızca yön değiştirmesini sağlamaktadır.

Kamu Politikasında Öncelik, Ceza Değil, Eğitim Olmalı
Trafik denetiminde cezaların bir araç değil, istisna olması gerekir. Kapsamlı bir trafik güvenliği politikası; net ve görünür bilgilendirme levhaları, yerel ihtiyaçlara göre düzenlenmiş hız sınırları ve yol kullanıcılarının katılımını içeren demokratik bir süreçle şekillenmelidir. Aksi takdirde, radar denetimi kamu güvenliğini sağlamaktan çıkıp sosyal bir huzursuzluk aracına dönüşür.
Devletin denetleme sorumluluğu tartışılmazdır. Ancak bu denetim, vatandaşın güvenini kazanacak şeffaflıkta ve adalette yürütülmelidir. Samsun örneği, radar uygulamalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Aksi halde, hız denetimlerinin amacı güvenlik değil, kamu bütçesine kaynak yaratmak gibi algılanmaya devam edecektir.




















