Sosyal Medya Gazeteciliği mi, Cehaletin Mikrofonu mu?

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
MEHMET KUMCAĞIZ Sosyal Medya Gazeteciliği mi, Cehaletin Mikrofonu mu?

MEHMET KUMCAĞIZ

Son yıllarda hızla dijitalleşen dünyada, bilgiye erişimin kolaylaşmasıyla birlikte bilgi kirliliği de katlanarak arttı. Özellikle sosyal medya platformları – Facebook, Instagram ve benzerleri – bilgi paylaşımı amacıyla kurulmuş olsalar da, zamanla cehaletin en yüksek perdeden bağırdığı arenalara dönüştü. Bu alanlarda, hiçbir etik değere, mesleki kurala ya da ahlaki sorumluluğa sahip olmayan kişiler kendilerini “araştırmacı gazeteci” ilan ederek büyük bir tehlikenin öncüsü oldular: Yarı cahilliğin mikrofonu oldular.

Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olanlar

Umberto Eco’nun meşhur sözünü hatırlamakta fayda var:

“Sosyal medya bir sürü aptala konuşma hakkı veriyor. Ama şimdi onlar da Nobel Ödülü sahibiyle aynı konuşma hakkına sahipler. Bu cahillerin istilasıdır.”

Eco’nun bu sözleri, sosyal medya çağının trajedisini özetliyor. Gerçek gazetecilik; araştırma, teyit, analiz, tarafsızlık ve en önemlisi etik sorumluluk gerektirir. Ancak bugün, bir telefon kamerası olan herkesin kendisini “gazeteci” ilan etmesiyle bu kutsal meslek yerle bir edilmeye başlandı.

Instagram’da iki görsel paylaşarak, Facebook’ta bir metin yazarak veya TikTok’ta sansasyonel videolarla “haber” sunduğunu sanan kişiler, toplumun en hassas sinir uçlarını kaşıyarak, bilinçsiz kitleleri yönlendirme cesaretini kendilerinde bulabiliyor. Bu cesaret ise bilgiden değil, cahilliğin verdiği özgüvenden kaynaklanıyor. Bilim dünyasında bu durum “Dunning-Kruger Etkisi” olarak açıklanıyor: Bilgisi olmayan insanlar, ne kadar az bildiklerini fark edemezler ve kendilerini uzman sanırlar.

Bugün sosyal medyada sıkça karşılaştığımız “sözde gazeteciler”, haber dili bilmeden, dil bilgisi kurallarına dikkat etmeden, sansasyon uğruna her türlü iftirayı ve asılsız iddiayı paylaşabiliyor. Ne yazık ki bu tür içerikler, ciddi araştırmalarla hazırlanan gerçek haberlere kıyasla çok daha hızlı yayılıyor. Sebebi ise toplumun önemli bir kesiminin bilgiye değil, duygulara dayalı içeriklere daha kolay inanması.

Sosyal medya haberciliği diye yutturulmaya çalışılan bu dijital dedikodu düzeni, hem gazetecilik mesleğine hem de toplumun sağlıklı bilgi alma hakkına büyük zarar veriyor. En kötüsü de, bu tür hesapların takipçi sayılarının artmasıyla birlikte, birçok kişi popüler olanın doğru olduğuna inanmaya başlıyor.

Hoşgörü, sabır ve etik iletişim kültürü yalnızca sosyal medyada değil, tüm yaşam alanlarında önemlidir. Ancak Facebook, Instagram gibi platformlar, bir hoşgörü okulu değil; aksine insanların nefretini, cehaletini ve kibirli bilgisizliğini sergilediği açık panayırlar haline geldi.

Sosyal medya mecralarının kontrolsüz yapısı, herkesin düşüncesini ifade edebileceği bir alan sunarken, bu hakkın nasıl kullanılacağına dair hiçbir eğitim ya da yönlendirme sağlamıyor. Sonuç olarak, insanlar ne söylediklerinin, kimi etkilediklerinin ve nasıl bir sorumluluk taşıdıklarının farkında olmadan konuşuyor, yazıyor, yayıyor.

Bu kaotik ortamdan çıkış için kısa vadeli değil, uzun vadeli çözümler gerekiyor. Acak başlangıç için şunlar hayati öneme sahip:

Bugün yaşadığımız sorun, internette bilgiye nasıl ulaşacağımız değil; kendimizi cehaletin yankı odalarından nasıl koruyacağımızdır. Gerçek gazetecilik ile sosyal medya dedikoduculuğunu ayırt edemeyen bir toplum, gerçeği de yitirir. Gelişen teknolojiye rağmen gelişemeyen zihinler, sadece kendi karanlıklarında bağırır. O karanlıktan kurtulmanın tek yolu ise bilgiyle aydınlanmak, etikle yön bulmaktır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Sosyal Medya Gazeteciliği mi, Cehaletin Mikrofonu mu?

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Giriş Yap

HZF Global Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin