
AYŞEGÜL ÜNAL
Merhaba sevgili okur, yine ben.
Bugün yazıma sana teşekkür ederek başlamak istiyorum, geçen sefer -yani ilk sefer :) heyecandan unuttum bunu. Şu an ne kadar değerli birşey yaptığını anlatmak istiyorum sana biraz. Önümüzdeki birkaç dakika boyunca dinini, etnisitesini, politik görüşünü ve değerlerini hiç bilmediğin birinin cümlelerini okuyacaksın. Belki çok sinirlerini bozacak okudukların, belki seni karamsarlığa sürükleyecek, belki güven duygunu zedeleyecek, belki belki belki… Ama ne olursa olsun kendini buna açtığın, bu duygularla başa çıkabilme cesareti gösterdiğin ve okuduğun için sana minnettarım. İnsanlık sana, senin gibi zihinlere minnettar… Gelişmemizin yapı taşı sensin… Tebrikler…

Ufak da bir ricam var senden;
Yazmak için de göster bu cesareti.
Her birimizin fikri önemli, her birimizin endişesi bir sese dönüşmeli, her birimizin hayal kırıklığını duymalı birileri… Medeniyet kelimesinin tam karşılığı bu çünkü; konuşmak, yazmak, anlatmak, duymak, dinlemek, anlamak… Gürültüsüz yapmak bunu… Parazitsiz iletişim kurmak…
Çok sevdiğim bir anektod var bununla ilgili; komşusundan borç alan adam, ödeme günü geldiğinde parayı denkleştiremez. Geceden uyku girmez gözüne, kalkar tüm gün dolanır evde bir sağa sola… Karısı dayanamaz, açar pencereyi ve komşuya seslenir, kusura bakmayın biz borcumuzu denkleştiremedik bugün… İçeri dönüp kocasına da der ki, şimdi o düşünsün :)
Sonu olmayan bu hikayede umarım komşular orta yol bulmuştur. Beni mutlu eden yanı, iletişim kurmuş olmaları, birinin derdini anlatması.
Ben şanslıyım bu konuda, derdimi anlatacak çok güzel bir pencerem var. Çokça da derdim var… Samsunla derdim çok örneğin… Samsun’un bu olmamışlığıyla derdim çok… Herkesin sorunu bilip kulaklarını kapamasıyla derdim çok… Kulaklar kapalı diye artık kimsenin pencereden çıkıp derdini anlatmamasıyla derdim çok…

Anlatacağız okur.
Biz söyleyip biz işitsek de anlatacağız.
Akşam 6da mesaisi biten annenin 6da kreşten çocuğunu nasıl alacağını konuşacağız. Servis tekelini konuşacağız. Denetimsizlikten mi yoksa eğitimsizlikten mi çocuklarımızı “pavyon” gibi minibüslere bindirip kreşe gönderdiğimizi konuşacağız. Asgari ücretle çalışıp maaşının yarısından fazlasını kreşe vermesi istenen annenin, çalışmak için, üretmek için ya da en basiti geçinmek için didinen annenin kreş servisi, çıkış saati ve ulaşım sorunu kıskacından nasıl kurtulacağını konuşacağız.
Cehaletimi mazur görün, Samsun’da nasıl yürüyor bu işler? Yazın anneler işlerinden mi ayrılıyor servis bulamadıkları için? Servis işletmecilerinin bu muazzam genişliği nerden kaynaklanıyor? Samsun’da çalışan anneye reva görülen bu muameleye kimler neden göz yumuyor?
Konuşacağız…
Cevap alırız almayız orası değil mevzu…
Biz konuşağız…



















