
Ahmet Faruk Keçeli
Kapitalist toplumlarda bir ülke iki sınıfa dayanarak kalkınır. Ya burjuvaziye dayanmak zorundadır ya da devlet sınıflarına. Küçük burjuvazi doğası gereği ya sınıf atlayarak büyük burjuvazi saflarına katılır ya da emeğinden başka satacak bir şeyi olmayarak işçi sınıfına. Küçük burjuvazinin bireysel olarak sınıf atlaması nicelik olarak az görülen bir olaydır. Bu yüzden çoğunlukla işçi sınıfının yanında duracaktır. Devlet sınıflarının güçlü ve büyük burjuvaziden bağımsız olduğu toplumlarda dayanak noktaları işçi sınıfıyla ittifak kurmaktan geçer.

Tarih bize göstermiştir ki, devlet sınıfları ülkelerini kalkınma yoluna soktuklarında devletçi ve planlamacı iktisat anlayışını benimsemektedirler. Buna karşılık büyük burjuvazinin kalkınma yolu liberal ekonomik politikalar hattında sirayet etmektedir. Bir ülkedeki güç dengeleri, iktidar bloklarının durumu hangi ekonomik politikaları takip edeceğini belirler. Bizim gibi ülkelerde devlet sınıfları güçlüdür. Ancak Türkiye’de devlet sınıfları büyük burjuvazi ile ittifak halinde olduğundan, Türkiye liberal politikaları takip etmektedir. Çünkü devlet sınıfları bağımsız politika gütmekten çekinmektedir. Daha da doğrusu dünya konjonktürü ve işçi sınıfının zayıf örgütlenmesi Türkiye devlet sınıfına bağımsız politika gütmesine izin vermemektedir. Bunun için Türkiye’nin emperyalist ülkelerden kopması gerekmektedir. (Stefanos Yerasimos, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye 3: 1. Dünya Savaşından 1971’e, çev. Babür Kuzucu, 4. Baskı, İst.: Belge Yayınları, 1992: 407). Stefanos Yerasimos’un bu çalışması neden burjuvazinin kalkınma yoluna giremeyeceğini ve emperyalist ülkelerden bağımsız bir politika güdemeyeceğini ve gütmek istemediğini çok güzel açıklamaktadır.

Yabancı kaynaklarda bir ülkenin bağımsız bir yol izlemesi “de-linkinking” kavramıyla açıklanmaktadır. Çünkü küresel dünyada iç içe geçmiş ekonomilerde, kalkınmakta olan ülkeler, bir çevre ülkesi olarak merkez denilen emperyalist ülkelere bağımlıdır. Bu yüzden dış finansman yoluyla büyük miktarda kaynak transferi çevre ülkelerden merkez ülkelere kar veya faiz olarak aktarılmaktadır. Ayrıca eşitsiz mübadele yoluyla da ticaretten dolayı kaynak aktarılır. (Samir Amin, Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, İst.: Yordam ve Cem Somel, https://cemsomel.blogspot.com/ ).
Diğer yandan bir ülkedeki devlet sınıfları ülkenin burjuvazisine bağlı olduklarında, o ülkenin kapitalistlerinin merkez ülkenin emperyalist güçlerine kafa tutarak kalkınma yoluna girme isteklerini ortaya koymaları gerekmektedir (Çağlar Keyder). Böyle bir durumun Türkiye’de neden olamayacağını Stefanos Yerasimos yukarıda verdiğim yerde açıkça dile getirmektedir. Yerasimos’a göre Türkiye burjuvazisi kolay para kazanma yolunu bırakıp dünya emperyalizmine kafa tutmayı göze alamaz.
Yalnız burjuvazi emperyalizmden bağımsız politikalar güdemeyecekken, devlet sınıfları burjuvaziyi böyle bir yola sokmakta dirayetli olabilir. Günümüzde muhalefet partileri iktidarın böyle bir yol güttüğünü iddia ederken, muhalefet iktidarın emperyalizme göbekten bağlı olduğunu ve bağımsız politikalar güdemeyeceğini dile getirmektedir. Bunun da nedenini neo-liberal politikalar sürdüren iktidarın, emperyalizmden bağımsızlığını kazanamayacağını söylemektedirler.

Stefanos Yerasimos, yukarıda verdiğim sayfada, Türkiye burjuvazisinin emperyalist ülkelerden bağımsız teknolojik sanayi kollarına yatırım yapmasını salık vermektedir. Bu da emperyalizmden bağımsızlığı gerektirmektedir. Bilindiği üzere ’68 kuşağı gençliğinin ana sloganı “Tam bağımsız Türkiye!” idi. O zamanlar kalkınma sorunu çok düşünülen bir konuydu. Zaten Stefanos Yerasimos da kitabını bu atmosfer içinde yazdı. Diğer yandan Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni kitabı ve Yön Dergisi ile böyle bir arayışın çabası içindeydi. Bu arayış ta 1930’larda Kadro Dergisi ile başlamıştı. Hatta daha gerilere gidersek Osmanlı’dan başlatabiliriz. Geri kalmışlık sorunu Türkiye’nin en münevver insanlarınca en önemli sorunu olarak ele alındı. Buradan sosyalist insanlar doğduğu gibi, akademide önemli tarihçiler yetişti.
Bizim burada kısaca söz edeceğimiz konuya gelecek olursak: Türkiye’de kalkınma sorunu tüm toplumu ilgilendiren bir sorundur. Bu ancak emperyalizme karşı toplu bir hareketle ve kalkışma ile anlam bulacaktır.
Share




















