BATI EMPERYALİZMİ

featured
BATI EMPERYALİZMİ
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

BATI EMPERYALİZMİ

Ahmet Faruk Keçeli

Ahmet Faruk Keçeli

Dünyanın yönetimi çok uzun sürelere yayılmış imparatorluklar şeklinde olmuştur. Hem Batı’da hem de Doğu’da bu imparatorluklar uzun yer ve zamanları işgal etmiştir. Dünyada kapitalizmin ortaya çıkmasının 16. yy’da olduğu söylenir. Ancak 1870’lere kadar varolan kapitalizm serbest rekabete dayalıydı. Bu zamandan sonraki kapitalizmde ise tekelci sermayenin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu yüzden dolayı Batı Emperyalizminin tekelci sermaye oluşumu ile 1870 sonrasında geliştiği iddia edilir.

Bu yazıda Batı Emperyalizminin gelişmesi tarihsel süreçte dönüm noktaları ile ele alınacaktır. Niteliksel özelliklerindeki değişimleri vurgulanacaktır.

Batı emperyalizminin en önemli değişimi, imparatorluklarda ve ulus-devletlerde, şöyle izah edilebilir: tekeller arası rekabet, dolayısıyla o tekellerin bağlı olduğu ülkeler arası rekabet; yurt dışına sermaye ihracı; gelişmiş ülkelerden mamul mal satışı ve gelişmekte olan ülkelerden hammadde ithali; ilk evrede kolonyalizm ve sonraki evrelerde neo-kolonyalizm; ülkeler arası rekabet sonucu dünyada ortaya çıkan paylaşım savaşları.

Gelişmiş kapitalist ülkeler, ABD ve İngiltere’de tekelci sermaye doğdu. Bu ülkeleri Almanya ve İtalya izledi. Tekeller dünyayı paylaşmak için rekabet halindeydi ve güçlerini bulundukları ülkelerin ordularından alıyorlardı. Böylece dünyada sömürgecilik gelişti. Dünyada paylaşılacak alan kalmayınca, tekellerin ve bulundukları ülkelerin çıkarlarında çatışmalar meydana geldi. Ve görünürde yoktan nedenlerle I. Dünya Savaşı bir emperyalist paylaşım savaşı olarak başladı. Bu savaştaki kamplar ülkelerindeki tekelci sermayeye hizmet ediyorken, savaştan en mağdur olanlar sivil halk oluyordu. Savaş sonrası yapılan anlaşmalarda dünyanın paylaşılması gerçekleşmiştir. Bu yolla Osmanlı İmparatorluğu’nun da paylaşımı işleme konmuştur. Yalnız genç Cumhuriyet’te Kurtuluş Savaşı sonrası iktidarını sürdürebileceği Küçük Asya ve Trakya’nın bir bölümü kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti bu coğrafya üzerine kurulmuştur.

Batı emperyalizmi, özellikle İngiltere sömürgelerinin bütün hammaddelerini talan etti. Sömürge ülkelerin kültürlerini bile değiştirerek, o ülkelere mamûl mal sattı. Bunun için de askeri gücünü kullanmaktan çekinmedi. Diğer Batılı emperyalist ülkeler de İngiltere’nin yolunu izlemişlerdir. Tek istisna ABD, girdiği yerleri kolonize etmiyordu. Buna Batılı kaynaklar, neo-kolonizasyon ve yeni emperyalizm adları vermektedir. Aslında süreç hiç de sanıldığı gibi eski emperyalist amaçlardan farklı değildir. ABD emperyalizmi yine sömürge ülkelerin kaynaklarını ele geçirmektedir ve o ülkelere mamûl mal satmaktadır. Güney Amerika, Ortadoğu ve Uzak Doğu’daki yeni sömürge ülkelerde bu tip ticari ilişkiler gözlemliyoruz. En son örneği, 2003’te bilfiil işgal ettiği Irak’tır.

ABD ve Batı emperyalizmi II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu uluslararası kurumlarla (IMF ve Dünya Bankası) yeni bir sürece girmiştir: sömürge ülkelerde gerçekleştirdiği borç tuzağı ve sermaye ihracı yoluyla kendi ekonomisine bağlaması. Borç tuzağı yoluyla kendi mallarını bu ülkelere satabilmektedir. Ayrıca doğrudan yatırımlarla da sömürge ülkelerin karlı şirketlerini ele geçirebilmektedir. 1980 öncesi Türkiye’de bulunan sol basın, Türkiye’yi “yarı sömürge” olarak adlandırmıştır. Bunun nedeni Türkiye ekonomisinin Batı sermayesine bağlı olmasıdır. Paul Baran’ın 1957’deki deyişine göre, ABD gibi emperyalist ülkeler yarı sömürge ülkelerde işbirlikçi burjuvazi ile iş tutuyorlardı.

IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar Batı Emperyalizminin çıkarlarına göre şekillendirilmiştir. Burada çalışan Amerikan, İngiliz ve Fransız ekonomistler bu kurumların çıkarlarına göre çalışmalar yürütürken, ister istemez kendi ülkelerinin çıkarlarını da savunurlar. Buralarda çalışan Türk ekonomistler de bu kurumların çıkarlarından azade değillerdir. IMF ve Dünya Bankası’ndan inceleme amaçlı Türkiye Hazine Müsteşarlığı’na ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’na görevli gelen ekonomistler de kaçınılmaz olarak bu kurumların menfaatlerine göre raporlar yazarlar. Onun için ülkelerin ekonomisini planlamak için her gelişmekte olan ülke kendi ekonomistlerine güvenmek zorundadır.

1970’lerin sonu ve 1980’lerin ortasına kadar dünya kapitalist sisteminde nitel bir dönüşüm yaşanmıştır. Dünya imalat sektörü ile finans sektörü alabildiğince uluslararasılaşmıştır. Dolayısıyla akademik camiada 1990 sonrası küreselleşme yazınının arttığına tanık olduk. Ekonomi literatüründe artan küreselleşme yazını, geç kapitalizmin niteliksel özelliği olarak sosyoloji alanında postmodernizm yazınının artmasıyla atbaşı gitmiştir.

Aynı zamanda 1990 sonrası Doğrudan Yabancı Yatırımların Çin’e yönelmesi ile Çin ekonomisinde bir take-off’a neden olmuştur. Bugün Çin ekonomisi dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumuna gelmiştir. ABD karşısında durabilecek tek Süper Güç konumundadır. Yakın gelecekte Çin-ABD arası Soğuk Savaşın etkilerini daha fazla hissedebileceğimizi düşünebiliriz.

Küreselleşme yazınının artması, tek kutuplu dünya söylemi ve emperyalistler arası çıkarların ortaklaştığı inancı Kautsky’ci yaklaşımların benimsenmesine neden olmuş, uluslararası sermayenin çıkarları gereği dünya emperyalist paylaşım savaşlarının olmayacağı kanısını doğurmuştur. Buna başka bir emperyalizmmiş gözü ile bakılması eşlik etmiştir.

Yalnız Ortadoğu’da günümüzde yaşanan son gelişmeler, emperyalist savaşın başka bir merhale ile devam ettiğine tanıklık etmemizi sağlamıştır. Süper Güçler emperyalist savaşı başka ülkeler üzerinden sürdürmektedir. ABD’nin 11 Eylül saldırılarından sonra dile getirdiği “haydut devletler” birbiri ardına yaptırımlara maruz kalmış ve askeri saldırılara uğramıştır. 2003 yılında Irak işgal edilmiş, Arap Baharı sonrası Libya parçalanmış, 2011 sonrası Suriye iç savaşa sürüklenmiş ve 2024’te günümüzde Şam düşmüş, aynı zamanda İran kendini savunamaz duruma getirilmeye çalışılmıştır.

Bazı yorumcular bu gelişmelerin III. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri olduğunu dile getirmektedir. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti’nin de bu duruma göre pozisyon alması gerektiğini öne sürülmektedir. Cumhurbaşkanı’nca yapılan son açıklama, “Tarihin doğru tarafında yer alıyoruz” açıklaması ise, Türkiye’nin Batı Emperyalizmi yanında yer alacağı şeklinde yorumlanmıştır.

Yeni bir Dünya Savaşının kimseye bir faydası olmayacaktır. Onun için Türkiye’nin II. Dünya Savaşı gibi; günümüzde olabilecek yeni emperyalist savaşlarda oyun dışı kalması gerekir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
BATI EMPERYALİZMİ

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Giriş Yap

HZF Global Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin